Sayfalar

28 Temmuz 2013 Pazar

Son okuduğum kitaplar

şu sayfa işini beceremedim ben yaaa.yazılar kaydı hep:) aslında kitapları unutkanlığıma karşı paylaşıyorum burada.son zamanlarda okuduklarımı not alayım dedim.tembellik bir yere kadar.
ilk kitap:


-22-BRİTANYA YOLU
ARKADYA YAYINLARI
1. BASKI
OCAK 2013
451 SAYFA
ÇEVİREN: BUSE BARIŞ

Kitap Tanıtım
Her savaş bir kaybediştir…
Kimi sevdiğini, kimiyse benliğini kaybeder…
Silvana ve Janusz, yeni evli bir çifttir ve bu mutlu evliliklerini bir bebekle taçlandırmışlardır. Ancak II. Dünya Savaşının başlayıp Varşova sınırlarına kadar ulaşmasıyla, o huzurlu günler de geride kalır. Janusz, ülkesini savunmak için Polonya birliklerine katılırken, Silvanaya da küçük oğlunu korumak adına tüm zorluklarla mücadele etmek düşer.
Aradan geçen kâbus dolu altı yılın ardından Silvana, sekiz yaşındaki oğlu Aurek ile birlikte bir deniz yolculuğuna çıkar. Janusz, onların Polonyadan İngiltereye gelmelerini istemiştir. Artık barışın hüküm sürdüğü topraklarda yeniden bir arada olacaklardır. Bir aile hayali ise Silvananın biricik oğlu Aurek için gerçekleştirmek istediği tek şeydir.
Fakat ne Silvana ne de Janusz, eskiden oldukları kişilerdir artık. Mutlu bir aile tablosu çizmeye çalıştıkları her an, beraberinde getirdikleri sırların ağına takıldıklarının farkındadırlar. Ya umuda yelken açıp bu sır ağından birlikte kurtulacaklardır ya da onun kendilerini dibe çekmesine göz yumacaklardır.
İhanetin, sevginin, şefkatin ve annelik duygusunun birlikte harmanlandığı yürek burkan bir roman… -22- Britanya Yolu, savaş sancısıyla dağılan bir ailenin toparlanış öyküsünü etkileyici bir dille anlatıyor.
“Anne ve çocuk arasındaki o kopmaz bağı konu alan bu romanı kolay kolay unutamayacaksınız.”
The New York Times Book Review
Yazar Tanıtım
Amanda Hodgkinson, 1960ların ortasında Somerset’te, oldukça genç ve son derece optimistik bir çiftin, her ikisi de sanatçı ve iyi yaşam hayalleri kuran ebeveynler, çocukları olarak dünyaya geldi. Annesi, kıyafetlerini yapabilmek için kumaş dokur, babası ise bir seramik ustası olarak tabak çanaklarını yapardı. Paraları yoktu ama yemek yedikleri tabaklar gayet güzeldi ve kıyafetleri içinse en sıradışı kıyafetler demek mümkün.
Beş yaşına geldiğinde, Essex’te küçük bir balıkçı kasabasına taşındılar ve hiç kesilmeyen martı sesleri, kasabayı çevreleyen gri-yeşil tuz bataklıkları, çakıl taşlı plajlar ve  çamur tabakalarının hatıraları ile dolu bir çocukluk geçirdi. Bataklıklardan deniz teresi toplar, suyun çekildiği yerlerde midye kabuğu arardı. Arkadaşlarıyla midye, deniz çakısı, salyangoz ve istridye toplarlardı. Babasının aldığı sandal ile babasıyla balık tutmaya giderdi. Gel-gitleri ve ayın etkisini öğrendi ve sular yükseldiğinde, arabaları suların altında kalan turistlere gülerek geçirdiği günler on yaşına geldiğinde değişti.
On yaşında sırtını denize döndü ve kitaplara aşık oldu. Aile ikinci el kitap satan bir dükkan açtı ve evleri kitap dolu kolilerle doldu, taştı. O yaşlarda, artık dört kardeşlerdi ve ağabeyi ile birlikte küçük çocuklara bakmak, ailesi dükkanı işletirken, onların sorumluluğundaydı. Ağabeyi odasında saatlerce gitar çalıp, küçük kardeşleri de televizyon seyrederken, Amanda koliler içindeki kitaplar arasında kaybolur, okur, okur, okurdu. O yıllarda yazar olmak istediğine karar vermişti.
Yıllar sonra, kendi iki çocuğu ve bir dizi farklı iş sonra nihayet rüyasını gerçekleştirmeye karar verdi. East Anglia üniversitesinde Yaratıcı yazarlık üzerine yüksek lisans yaptı ve ciddi olarak yazmaya başladı. Bu noktadan sonra, başka bir rüyayı gerçekleştirmek üzere harekete geçti, bu defa kocasının rüyasını. Ve Fransa’nın güneyine taşındılar. Nihayet istediği gibi yazabileceğini düşünüyordu ama aldıkları ev o kadar harabeydi ki, ilk bir kaç yılını burayı oturulur hale getirmek için uğraşmak zorunda kaldı. Aynı zamanda, Fransızca öğrenmeleri ve kızlarını Fransız okuluna yerleştirmeleri gerekiyordu. Bir yandan da yeni bir yerde, yeni bir yaşamın iniş ve çıkışlarınıa adapte olmak tabii…
Sonunda başardılar. Fransızca öğrendiler, yerleştiler ve kendilerine gerçek bir ev yarattılar. Ve nihayet Amanda, romanını bitirdi…
Kitap herkesin okuyacağı tarzda bir kitap değildi. Çünkü içinde fazlaca dram ve hüzün barındırıyor. Tabi bazı yerleri de oldukça sert ve acımasız. Ama siz sonu mutlu olsun da ne olursa olsun diyenerdenseniz ve de hayatta her şeye rağmen diyen karakterleri seviyorsanız bu kitabı da seveceğinizi umuyorum.

****************************************


LİMON YAPRAKLARININ KOKUSU
CLARA SANCHEZ
Pegasus, Roman (Yabancı), Roman(çeviri) , Pegasus , 2013
416 sayfa | 13,5x21
Türkçe
Karton Kapak
   

Otuz yaşındaki Sandra, erkek arkadaşından ve işinden ayrıldıktan sonra Costa Blanca’daki bir köye sığınır. Hayatına yeni bir yön vermek ister ve bunu nasıl yapacağına karar vermelidir.
Norveçli yaşlı bir çift olan Karin ve Fredrik’le arkadaş olur; bu sevimli ikili Sandra için hiç sahip olmadığı büyükanne ve büyükbabası haline gelir. Ancak Nazi toplama kamplarından sağ kurtulmuş az sayıda kişiden biri olan Julián’la tanıştığında her şeyin göründüğü gibi olmadığını anlar ve gerçeği bulmak için tehlikeli bir maceraya atılır.
İspanya’nın en başarılı yazarlarından birinin yazdığı, zekice örülmüş kurgusu ve tırnak yediren temposuyla Limon Yapraklarının Kokusu hem bir kadının kendini bulması hem de gizli kalmış tarihsel gerçeklerin gün ışığına çıkarılması öyküsü.
“Bir nehir gibi akıcı bir hikâye. Kitabın her sayfasına işlemiş olan şüphe ve korku yüzünden elinizden bırakmadan okuyacaksınız.”
-Abc
“Uzun süre gizli kalmış dehşeti ortaya çıkaracak ve sizi yüreğinizden sarsacak bir kitap.” -El Mundo
“İntikam ve nefret ve aynı zamanda da dostluk ve sevgi hakkında bir roman. Ruhunuza dokunacak.” -Qué Leer
“Hem bir macera hem de bir aşk romanı. Aklınızın ucundan bile geçmeyecek sonu ve canlı anlatımıyla mükemmel bir kitap.”
We Love This Book Magazine
“Harika bir kitap… Sırlarla dolu karanlık bir anlatı. Samimi ve gerçekçi çizilmiş karakterleri ve kendinizi kaptırdığınız bir olay örgüsü var. Bu kitabı ve sürpriz sonunu uzun süre unutacağımı sanmıyorum.”
-York Press
“Olağanüstü bir roman.” -El Pais
Clara Sánchez herkesi şaşırtan ve vicdanları altüst eden bir yazar. Limon Yapraklarının Kokusu romanında bir aşk, cesaret, suç ve umut öyküsü anlatıyor. Çok büyük başarı kazanmış bu benzersiz yayıncılık olayının ruhunuzdaki etkisi sonsuza kadar geçmeyecek…

******************************************************************




GÖLGESİZLER

Yayınevi/yıl: İletişim/2011
Sayfa sayısı:232 sayfa
Kitap Hakkında:
Kayboluşların romanıdır bu. Bir köyde durup dururken kaybolan insanların romanıdır. Bir görünüp bir kaybolanların. Oyunların…
Hayat da bir oyun değil midir zaten? İnsanoğlu da bir görünüp bir kaybolmaz mı bu dünyada? Bir boşluğu doldurur, kim biçtiyse o yeri, o kadarını doldurur işte...
Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş’ın 1994 yılında Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandığı kitabı. Cıngıllı Nuri’nin ‚ruhum daralıyor diyerek çekip gitmesiyle başlıyor. Nuri köyün berberidir, ardında kalan karısı, üç çocuğu ve köyün muhtarı yıllarca arar onu. Ve o kayboluşun gizi çözülemez asla. Roman bu kayboluşla başlayıp,başka kaybolmalarla sürüp gidecektir. Güvercin, yok olacaktır sonra. Gelinlik çağda bir genç kızdır o. Yeni berberin çırağı, tıraş bıçağı almak için çıkacaktır dükkandan ve dönmeyecektir. Kaybolmak ile var olmak arasındaki ilişkidir sorgulanan... Her kayboluş bir var oluş ispatı, her varoluş bir kaybolma ihtimalidir belki de. Hasan Ali Toptaş, gerçeküstücülüğe yakın duran olağanüstü anlatımı, zengin dili ve şaşırtıcı olduğu kadar zorlayıcı kurgusuyla müthiş bir edebiyat eserine imza atıyor. Çok güçlü bir roman olan Gölgesizler de toplum ve birey üzerine düşünmeye çağırıyor.(alıntı)

 Yazar Hakkında
Hasan Ali Toptaş, 1958 yılında Denizli’nin Çal ilçesinde doğdu. İlk öykü kitabı "Bir Gülüşün Kimliği" 1987’de, ikinci öykü kitabı "Yoklar Fısıltısı" 1990’da yayımlandı. "Ölü Zaman Gezginleri" adlı öykü dosyasıyla 1992 yılında Çankaya Belediyesi ile Damar edebiyat dergisinin düzenlediği yarışmada birincilik ödülü aldı. Aynı yıl "Sonsuzluğa Nokta" adlı yayımlanmamış romanıyla Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği yarışmada mansiyon aldı ve Sonsuzluğa Nokta Kültür Bakanlığı tarafından yayımlandı. 1994’te "Gölgesizler" adlı yayımlanmamış romanıyla Yunus Nadi Roman Ödülü’nü aldı. "Bin Hüzünlü Haz" adlı romanı ise 1999 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü. Yazarın ayrıca "Yalnızlıklar" adlı şiirsel metinlerden oluşan bir kitabı, "Kayıp Hayaller Kitabı" adlı bir romanı, "Ben Bir Gürgen Dalıyım" adlı bir çocuk romanı vardır.
bulduğunuz ama memnun olmadığınız çok iç ses var kurgu ve anlatımda.ama okuduktan sonra bıraktığı tad sevimsizdi.

**********************************************************************



Kadınlar Dile Gelince 
Editör:Aslı Güneş
                                                 Yenibosna, İstanbul : AMARGİ, 2009.
                                                                   Türkçe 1.Basım

Türkiyenin ilk feminist kitabevi Amargi, yoğun ilgiyle karşılanan Küçük Hanımefendi Edebiyat atölyesinin tartışmalarını kitaplaştırdı. Dünya edebiyatının önemli edebi eserlerine, feminist pencereden bakan "Küçük Hanımefendiler" gördüklerini, Kadınlar Dile Gelincede ortaya koydu.
Amargi bünyesinde, Istanbul Bilgi Ünivesitesinden Aslı Güneşin yönetiminde ve İlkay Ertemin koordinatörlüğünde yaklaşık bir yıl önce çalışmaya başlayan Küçük Hanımefendi Edebiyat Atölyesi, edebiyata ve yazmaya meraklı çok farklı kesimden kadını bir araya getirdi. Editörlüğünü de Aslı Güneşin bizzat üstlendiği "Kadınlar Dile Gelince" kitabı, amatör ruha profesyonel bir selam niteliğinde.
Amargi yayınlarından çıkan, 288 sayfa ve 5 bölümden oluşan Kadınlar Dile Gelince, 30 Eylül Çarşamba günü, Pera Müzesinde düzenlenecek bir kokteylle kamuoyuna tanıtılacak.
Amargi
nin kurucularından Sosyolog Pınar Selek’in önsöz yazdığı kitap, modern kadının çelişkilerini ve toplumsal mücadelesini tüm eserlerinde dile getiren Sevgi Soysal’a atfedildi.

Deneyimlerimiz Hangi Kapıları Açıyor? sorusuna cevap

Küçük Hanımefendi Edebiyat Atölyesi tohumu, Pınar Selek
in koordinatörlüğünü yaptığı “Deneyimlerimiz hangi kapıları açıyor?” projesiyle atıldı. Kadınların hayat ve yazıyla ilgili farklı deneyimlerini paylaştıkları bu toplantılar dizisi sonunda, edebiyat tarihine yoğunlaşarak bakma ihtiyacı ortaya çıktı. Bu deneyimler ışığında, klasik eserlere yönelik yapılan derinlikli okuma ve tartışmalar, feminist bakışla, daha önce farkedilmemiş pek çok ayrıntının görünür kılınmasını sağladı.

Amargi, önümüzdeki Ekim ayından itibaren de Donna Kişot Okuma Kulübü
ne ve “Full Metal Etek Film Okuma Atölyesi”ne ev sahipliği yapacak.
okurken çok keyif aldım.bazı arkadaşlarım çok sıkıldıklarını söyleseler de benim için keyifli bir yolculuktu.

 ***********************************************************


TUFAN GÜNDÜZ
yeditepe Yayınevi
Roman Dizisi

  Nisanın 2 Günü 

Birinci Dünya Savaşı yılları. Dehşetin sadece cepheleri değil, şehirleri,
kasabaları, köyleri de sardığı günler. İstanbul her an düşebilir. Bir yanda
savaşı Devlet-i Aliyyeden kurtulmak için fırsat sayanlar, diğer yanda son
savunma hattında tutunmaya çalışanlar.

24 Nisan 1915 sabahı İstanbulda çalınan kapılar, tutuklamalar. 25 Nisan
1915 sabahı Geliboluya yağan bombalar, kurşunlar.

Leventin, Bahrinin, Hasmikin Karabetin Avşar Onbaşının onurlu
mücadelesi. Kazanmayı beklemeyen, kaybetmemeye çalışan cesur ve dirayetli
insanların hüzünlü romanı.
okunası okunması gereken bir kitap.
***********************************************************


AŞKA VEDA
CAN DÜNDAR
Yayınevi:Can Yayınları
Kitap Türü:Deneme
Yayınlandığı Yıl:2012
Sayfa Sayısı:208
 “Nostaljik bir mazi güzellemesi yapmak istemem,” diyor Can Dündar, zindana dönüşen, koyu bir karanlık olan 70′lerdeki ilişkileri anlattığı yazısında: “Ama aşkın ha babam ertelendiği o kanlı karanlıkta bile, en dayanışmacı ve masum yanları saklıydı insanoğlunun…”
“Şimdi bakıyorum da, umursamaz kalabalıklarda metruk bir yalnızlık yaşıyor neslim…”
Aşka Veda, Can Dündar’ın aşka dair yazılarını btr araya getiriyor. Körkütük, sırılsıklam aşkları, özlemi, yalnızlığı, ayrılığı ve terk edilme acısını, “kâh içten içe kabaran kâh gürül gürül çağlayan o deli nehri,” anlatıyor. Siyasetten ve popüler kültürden kadın ve erkeklerin zaman içinde değişen yüzlerine bakıyor. “Söylenmemiş o iki sözcük yüzünden heba olup grtmiş” nesiller ile nihayet kavuşan ama mutsuz mu mutsuz olan günümüz gençliğini karşılaştırıp şiirini kaybeden zamane ilişkileri sorguluyor. Şehvet sevdadan soyunduğunda, Eros okunu kırdığında, ptyasa duruma el koyduğunda aşkın nasıl can çekişmeye, körelip çirkinleşmeye başladığını sergiliyor. Hazsız evliliklerden evliliksiz hazlara, sekssiz aşktan aşksız sekse; ateşten gömleği gönüllü giyenlerden, aşkını kariyerine feda edenlere geçişin izini sürüyor.
Aslında bir türlü veda edemediğimiz, her daim ihtimal dahilinde olan aşkı anlatıyor Can Dündar, Aşka Veda’da
Ve olası bir sevda kuraklığı tehlikesine karşı, okurları uyarıyor…
***
Sıcak yaz günlerinde sıkmayan üslubuyla okunabilir bir kitap olmuş yine de biraz hayal kırıklığına uğramadım desem yalan olur...

***********************************************************************


ŞAHİKA FERAYE
Sinan Akyüz
Alfa Yayınları
Yıl 1914, yer Çanakkale Biga… Çakır Ağa’nın konağı birbirinden farklı hayat ve kaderlere sahip insanlara ev sahipliği yapmaktadır. Babaanne Hacı Nine, anne Fatma, dayı Cemal, amca Hasan ve kızlarımız Şahika ile Feraye…  Memleketin harp ile sınandığı bu yıllarda bu küçük konaktan yıllar sonra dağılan hayatların hikâyeleri çıkacaktır. Cemal evlerinde hizmetkâr Gülfem’e gönlünü kaptıracak, Hasan İstanbul’da bir randevu evinde çalışan Dilber’in koynundan çıkamayacaktır. Hacı Nine gelini Fatma’ya erkek doğuramadığından “ocağı küllü” diye eziyet edecek, Şahika’yı okuldan alacak, kızlarını sevmedikleri adamlarla evlendirecektir. Şahika komşuları Mukaddes’ten feyzalarak Çanakkale Savaşı’nda cephede hemşirelik yapmaya gidecek, Çakır Ağa birden bir kızından yoksun kalacaktır. Kızı savaştan döndükten sonra da onu hiç tanımadığı bir Arap’a verip aslında iki kızının kaderini birden yazacaktır.
Yani anlayacağınız, Şahika ve Feraye’nin hikâyesi hüzünle okutacak kendini. Anlık verilen kararların nelere mal olabileceğini, kader denilen şeyin ne derece zalim olabileceğini gösterecek.
“Abla.”
“Efendim.”
“Biliyor musun?”
“Neyi?”
“Senin kaderin benimkini de yazmış.”
Kitabın özeti işte böyle aslında. Ablanın kaderi kız kardeşinin kaderini baştan ve değiştirilemez bir şekilde yazıveriyor ve kimse bu kaderin dışına çıkamıyor.
Sinan Akyüz, İncir Kuşları’ndan sonra yine tarihi nitelikli çok güzel bir kitap çıkarmış ortaya. Çanakkale Savaşı’nı ve memleketin o yıllardaki halini çok başarılı bir şekilde anlatmış. Akıcı dili ve diyalogları sayesinde sıkılmadan okuyup bitirebileceğiniz bir kitap olmuş. Şimdiden iyi okumalar…

Roman, yine gerçek bir hikayeden yola çıkarak yazılmış, 1900’lü yılların başında.. Ürdün’e gelen giden iki kız kardeşin yine yürekleri burkan hikayesi var elimizde. Her sayfasını bir öncekinden daha hızlı okuyacaksınız kesin.
********************************************************************

ZALİM CAZİBE
JULİA LONDON 
Martı Yayınları

“… parlak bir yıldız gibi.”
Romantic Times
“Eğer Julia London’un romantizmiyle tanışmadıysanız, mutlaka bu kitabı okumalısınız.”
New York Times
“Kesinlikle duygusal bir fırtına, kalbinizi çalacak bir hikâye… Bu büyüleyici romantizm kalbinizi ısıtmakla kalmayacak, ateşinizi de yükseltecek.”
Romantic Times
“Sizi mutlu eden yazarları bilirsiniz. Onların romanlarını okuduğunuzda yüzünüzde gülümsemeler oluşur. İşte Julia London okumaya başladığımdan beri bu duygular içerisindeyim.”
Romance Reviews
“Uzun zamandır okuduğun en iyi tarihi romantizm. Bu kitap romantizm seven tüm okurlarla paylaşılmalı.”
All About Romance
“Bu kitabı bir oturuşta bitirmelisiniz.”
Romance Reader
“Romantizmin doruk noktası… Bu hikaye beni etkisi altına almayı başardı. Çabuk gidin ve bu kitabı edinin, inanın pişman olmayacaksınız.”
Romance Junkies
Lady Claudia Whitney hariç, Julian Dane kadınlar tarafından reddedilemeyen bir erkekti.
Çocukluktan beri tanışıyorlardı, Lady Whitney de gayet güzel ve alımlı bir kadın olmuştu. Julian, çocukluk arkadaşını tutkuyla alakalı bilmesi gereken her şeyi öğretmek istiyordu, fakat aslında Clauida bunun tam tersini başarmak üzereydi. Tüm saflığını ve doğallığını kullanarak Julian’a arzuların ve tutkuların en vahşice yaşandığı, insanları tüketen aşkı öğretecekti. Çapkın erkek karşısında dişli ve güzel bir kadın bulmuştu…
Çerezlik kitaplardan biri olmasına karşın  aşkı,tutkuyu,karakterlerin duygularındaki inişleri ve çııkışlarını çok dozunda sizi sıkmadan,tempolu bir şekilde anlatıyor.
******************************************************


SEVİLMEYEN KADIN
NELE NEUHAUS
Yayınevi:Pegasus  yayıncılık
Şubat 2013
Aldatan güzel bir kadın
Kızından vazgeçemeyen bir eş
Entrikalarla örülü bir cinayet
Onlarca şüpheli
ve
Olayların peşini bırakmayan bir komiser
Parçaları birleştirmeye hazır mısınız?
Avrupa'yı saran polisiye serisi artık Türkçe'de.
Nele Neuhaus, polisiye roman okurlarına istediğini veriyor, onları her anı heyecan ve sürprizlerle dolu bir yolculuğa başarıyla çıkarıyor.

"Nele Neuhaus heyecanı en üst düzeyde tutmayı çok iyi biliyor."
-Krimi, Couch-

"Mükemmel bir polisiye okumaya hazır mısınız?"
-Dietmar Stanka-
(Tanıtım Bülteninden)
************************************************************



TANRININ UNUTULAN ÇOCUKLARI
CRAIG SILVEY
Yayınevi:Martı yayınevi
Craig Silver genç ve gelecek vadeden bir yazar ve yeteneğini ilk kitabı olan Tanrının Unutulan Çocukları romanı ile herkese gösterdi ve büyük beğeni topladı.

Kitap lk yayınlandığında Avustralya’da büyük ilgi gördü ve bir anda en çok satanlar listesinin tepesine yerleştir. Kitap eleştirmenleri tarafından da olumlu yorumlar alan kitap sonunda Türkçeye de çevrildi ve Türk okurların beğenisine sunuldu.

Kitap iki çocuğun başından geçen cesur hikayeyi anlatıyor. Toplumsal değerlerin yüksel olduğu bir kasabada küçük bir çocuk bir olaya tanıklık eder ve bunu tek güvendiği kişi olan en yakın arkadaşı ile paylaşır. Bunun üzerine çocuklar büyük bir cesaret örneği gösterip olayın derinliklerine inmeye karar verirler ve korkularla yaşamak yerine onlarla yüzleşmeye karar verirler.

Onların bu macerası bir anda toplumsal değerlerin gerçek yüzünü ortaya çıkartır ve toplumun çocuk gelişimindeki etkilerini okurlara net bir şekilde gösterir.

Tanrının Unutulan Çocukları herkesin kendi çocukluğundan bir kesit bulabileceği farklı bir hikaye sunuyor. Kendi hayatınızdaki bazı değerleri sorgulamanızı ve gerek kendi çocuğunuza gerekse çevrenizdeki diğer çocuklara farklı bir göz ile bakmanıza neden oluyor.

Hayat bir piyangodur: Şanslı olan kazanır, şansızlar ise Tanrının Unutulan Çocuklarıdır...

Tanrının Unutulan Çocukları, yetişkinliğe adım atan iki çocuğun bir sırla başlayan muhteşem dostluğu üzerine yazılmış, etkileyici bir roman...

Uzak bir ülkenin yazarı olan Craig Silveyin çok sayıda ödül alan romanı Türk okuyucularıyla buluşuyor. Yayımlandığında Avustralyada yoğun bir ilgiyle karşılaşan yazar, başarılı en genç yazarlar listesinde yer almayı başarmış bir isim.

Tanrının Unutulan Çocukları hem kurgusu hem de güçlü karakterleriyle okuyucuya bilmedikleri bir coğrafyanın edebi zevkini yaşatırken, dokunaklı bir dille sıradan yüzlerin ardına gizlenmiş birbirinden ilginç sırlar barındırıyor. Romanın başkarakterlerinden Jasperın, aynı okulda okuduğu Charlienin odasının penceresine bir gece yarısı gelmesiyle başlayan olaylar, başarılı ve merak uyandırıcı bir hikâyeyi de beraberinde getiriyor. Parçalanmış bir ailenin çocuğu olması nedeniyle kasabalılar tarafından hor görülüp dışlanan Jasper, korkunç bir olayın detaylarını tek güvendiği kişiyle, Charlieyle paylaşır. O andan itibaren çocukluklarını bir kenara bırakmaya başlayan bu iki arkadaş, bu sırrın peşine düşerek toplumun önyargılarına, bağnazlıklarına ve ikiyüzlülüğüne ayna tutmaya başlarlar.

İnsanların kendi kabuklarına çekildikleri bu küçük kasabada hayatın hem solgun hem de canlı anlarına tanıklık eden iki arkadaşın yaşadıklarını okurken, çocukluğunuzun masum yıllarını hatırlayacak, toplum tarafından kabul görülmenin ne anlama geldiğine bir çocuğun gözünden bakacaksınız.

"Cesaret, korkuya direnmek ve ona galip gelmektir" sloganından yola çıkan bu roman ile çocukluğun saf duygularına sımsıkı sarılan kahramanlar kimseyi hayal kırıklığına uğratmayacak!

"Ustalıkla işlenmiş, okunmasının üzerinden yıllar geçse de hatırlanacak bir roman. Bülbülü Öldürmek romanına selam eden Silvey, dokunaklı bir dille sıradan yüzlerin ardına gizlenmiş birbirinden ilginç sırları keşfediyor."
Marie Claire UK

"Bu romanda ırkçılık, adaletsizlik, arkadaşlık ve ilk aşkın duyarlılığı bir arada sunuluyor; tıpkı dünyada iyi ve kötünün birlikte yer alması gibi."
Sydney Writers Festival

"İki çocuk kahramanının gözünden esprili, dramatik, gizemli ve biraz da gerilimli ilerleyen bu roman, okuyucuları saklı kalmış bir yaşamın kapısını aralamaya çağırıyor."
Readings

"Bu romanda mutlu gibi görünen aileler, toplumun dışladığı ötekiler, önyargılar, dokunaklı yaşam hikâyeleri, başka dünyalara duyulan özlemler ve masum yıllar var... Ve tüm bunlar içimizdeki öldürmediğimiz çocuğun seslenişleri."
Daily Mail

"Mükemmel bir yetişkinliğe geçiş romanı... Her yaştan insanı etkileyecek kadar büyüleyici."
Markus Zusak
beğenerek okuduğum ve tavsiye ettiğim kitap.
*****************************************************************


GÜLLER VE GELİNLER
JULİE GARWOOD
Basım tarihi:2012
Clayborne kardeşlerin serisinin ikinci kitabı... İlk kitabı Güllere Sor'dan tanımıştık şimdi de bu kitapta üç kardeşin hikayelerini okuduk. Travis, Douglas ve Adam.
İlk kitabı okuyup, yarım kaldığını düşünenler için...
Hikayelerin ve 4 kardeşten 3'ünün mutlu sonları ama eminim 4. kardeşin hikayesini de yakında okuruz.
New York Times çok satanlar yazarı Garwood'un milyonların beğenisini kazanan serisi hızla devam ediyor... Montana, Blue Belle'de yaşayan Clayborne kardeşlerden üçünün hikâyesi tek bir kitapta okurlarla buluşuyor... 
Pembe Bir Gül
Clayborne'ların en genci olan Travis başına buyruk biridir. Tabii sevgili Rose Anne'sine asla hayır diyememesini hesaba katmazsak. İşte Emily Finnegan'a Golden Crest'e kadar eşlik etme nedeni de budur. Ancak bu yolculuk her ikisinin de kaderini hayal dahi etmedikleri bir şekilde etkileyecektir.

Beyaz Bir Gül
Yardıma ihtiyaç duyan birine asla sırt çevirmeyen Douglas'ın bu özelliğini Blue Belle'deki herkes bilmektedir. Zalimliği hoş görmeyen yapısı onu savunmasızların kurtarıcısı haline getirmiştir. Ancak inatçı güzel Isabel Grant ile karşılaşması belki de ilk kez iradesini sınamasına yol açacaktır.

Kırmızı Bir Gül
Kitaplara düşkünlüğüyle tanınan ve uzak diyarlara olan merakını okuyarak dindiren kaçak köle Adam hayatından son derece hoşnuttur. Tabii bekâr olmaktan da. İşte bu yüzden Rose Anne çekici Genevieve Perry'yi Montana'ya davet eder. Acaba Adam kalbini bir kadına açarak kitaplarla ulaşamayacağı gerçek özgürlüğün tadına varabilecek midir?

 ****************************************************************

AKIL LABİRENTİ
MARCUS SAKEY
Yayınevi: Koridor yayıncılık


Kim olduğunuzu unutsaydınız kim olurdunuz?
Adam gözlerini açar, çıplak ve üşümüş ve boğulmak üzeredir. O ıssız okyanus kıyısında ondan başka kimse yoktur.
Tek hayat belirtisi az ilerideki içi boş bir BMW’dir. Bu pahalı arabada üstüne tam oturan bir kıyafet, hırpalanmış haldeki ayaklarına uyan bir çift ayakkabı, Rolex saat ve Daniel Hayes adına kayıtlı bir araba ruhsatı bulur.
Ancak bir sorun vardı. Kim olduğunu, orada ne yaptığını hatırlamıyordu. Geçmişi, anıları, pişmanlıkları silinip gitmişti. Hatırlayabildiği tek şey bir kadın yüzüydü. Onun kim olduğunu bulmaktan başka çaresi yoktu. Birden bu kadının hayali onun evi, dünyası, umudu olmuştu. Ve belki de kendine geri dönüşünün tek yolu. Ancak bu yol onu soğuk bir gerçeğe götürecekti: Oraya gittiğinde karşılaşacağı bu gerçek karşısında, akıl labirentinden çıkmak hiç de kolay olmayacaktı.
Farkında olmadığı şey ise; o geçmişinin peşindeyken, tüm ülke de onun peşindeydi.
“Sakey’i farklı kılan, onun detaycılığı, zekası, tutkusu ve heyecanı. Bu kitap akıllıca yazılmış satırlardan çok daha fazlası.”
Lee Child

Marcus Sakey yazar olmadan önce Atlanta’da bir grafik şirketi yönetiyormuş. Türkçe’ye çevrilmiş tek kitabı Akıl Labirenti (The Two Deaths of Daniel Hayes) haricinde diğer üç kitabı (At the City’s Edge, The Blade Itself ve Good People) şu anda sinemaya uyarlanmaktadır. Kitapları Anthony, Barry, Macavity, Strand Critics Circle, Readers Choicea aday gösterilmiş; Crimespree, Dilys, Crime Shot ve ITW Thriller ödüllerini ise kazanmıştır.

Suç üzerine romanlar yazan Marcus Sakey cinayet dedektiflerini, çete polislerini izlemiş ve askerler ile röportajlar yapmıştır. Romanlarını inanılır ve gerçekçi kılan da bu yönleri sanıyorum.

sevdim hikayeyi.
*************************************************************


PROFESÖR
JOHN KATZENBACH
Koridor yayıncılık
Aklının sana oynadığı oyuna ne kadar direnebilirsin?

Psikoloji profesörü Adrian yakında hafızasını kaybedip öleceğini öğrenir. O an aklında tek bir düşünce vardır: Eve gidip hayatına kendi elleriyle son vermek. Ancak birkaç saat sonra yolda on altı yaşlarında sırt çantalı bir kız görür. Hemen ardından bir araç onu zorla alıkoyar ve gözden kaybolur. Profesör şaşkındır. Gördükleri bir illüzyon mudur yoksa gerçekten gözlerinin önünde bir kaçırılma olayı mı gerçekleşmiştir? Eğer öyleyse harekete geçmek zorundadır, zaten kaybedeceği hiçbir şey kalmamıştır.

Sayılı günleri kalmışken ve hafızası ona her an yeni oyunlar oynarken, labirentin içine sıkışmış bir fare gibi ondan yardım bekleyip beklemediğine bile emin olamadığı bu kızı kurtarmaya çalışmak ne kadar mantıklıydı? Hastalığı onun bu bulmacayı çözmesine yardım mı edecekti yoksa gördüğü halüsinasyonlar onu hiç planlamadığı bir sona mı götürecekti?

"Katzenbach’ın kurgu yeteneğine sahip çok az yazar var."
People
sürükleyici, heyecanı koruyan bir romandı.. ayrıca çocuk istismarına, siber suçlara dikkat çekmesi açısından faydalıydı .
*********************************************************************


TANRI DAİMA TEBDİL-İ KIYAFETLE GEZER
LAURENT GOUNELLE
Yayınevi:Pegasus
Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer

Tanrı Daima Tebdil-İ Kıyafet Gezer
Mutluluğun kapını çalmasını bekleme, sen ona git
Hayatını değiştirecek roman bu işte!
Bir düşünün. İntihar etmek üzeresiniz. Bir adam hayatınızı kurtarıyor, ama karşılığında sizinle bir anlaşma yapıyor. Bundan sonra o ne söylerse sorgusuz sualsiz yapacaksınız. Kendi iyiliğiniz için... Çaresiz, kabul ediyorsunuz ve hayatınızın iplerini tıpkı bir kukla gibi başkasının ellerine bırakıyorsunuz. Ve hayatınız eskisinden çok daha güzel oluyor. Yine de şüpheleriniz var: Bu adam aslında kim? Çevresindeki gizemli kişilerin sırrı ne? Sizden aslında ne istiyor?

Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer, kendi kendimize koyduğumuz engelleri, korkularımızı ve önyargılarımızı nasıl aşacağımızın, kaderimiz sandığımız mutsuz bir yaşamı, bizi mutluluğa götüren bir yolculuğa nasıl dönüştüreceğimizin hikâyesi.

"Laurent Gounelle bir mutluluk fabrikatörü... Eğer mutluluğun bir reçetesi varsa, Gounelle o reçeteyi biliyor olmalı."
Le Figaro

"Yeni Coelho."
LExpress

"İnsanın kendini arayışı ve başkasını anlaması hakkındaki bu benzersiz roman, kendine güven ve özgürlük üzerine işe yarar tavsiyeler veriyor."
France Soir

"Sürükleyici ve kolay okunan bir kitap. Hem iyi bir kişisel gelişim kitabı hem de güzel bir roman. Bayıldım!"
Critiques Libres

"Sonuna kadar gizemini koruyan, mizahi ve şiirsel bir roman."
Lest-éclair
Son zamanlarda okuyabileceğiniz en iyi roman hangisi sorusunun kuşkusuz cevabı Laurent Gounelle'in Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer kitabı olacaktır. Sizi sizden alıp götüreceği kesin.

Hayatın yükü her zaman ağırdır ve bazen bu yükü taşıyamayacak hale geliriz. Akla hemen intihar ihtimali gelir. Zaten hayatı boyunca bunu bir an bile düşünmeyen biri yoktur. İşte öyle bir anda karşınıza biri çıkıyor ve sizinle bir anlaşma yapıyor. Nasıl olsa kaybedecek bir şeyiniz yok ve bunu kabul ediyorsunuz. Oyunun kuralı basit: bundan sonraki hayatınızda o ne derse onu yapacaksınız.

İşte bu noktadan sonra hayattaki mutluluğu bulmaya başlıyorsunuz. Nedeni aslında basit: Hayatın yükünü arttıran sizin kendi içinizdeki korkular, engeller ve önyargılar. Artık bunlar olmayınca ve sadece yapılması gerekenleri yapınca mutlulukta kendiliğinden geliyor. Geriye sadece bir soru kalıyor: Peki kim bu kişi?

Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer kitabı gerçekten hayat akışınızı değiştirmek için mükemmel bir kitap. Hayatınıza bakışınız değişiyor ve kendinizi daha iyi tanıyor ve daha özgür hissediyorsunuz. Mutlaka okuyun.
İnsanın içinde sahip olduğu ama kendinind farkında olmadığı gücün nasıl dış etkenlerle ortaya çıktığını görmek etkileyiciydi .Gerçekten sıkılmadan okunabilecek güzel bir kitap ..
ben Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer’i çok sevdim. Sadece bir kişisel gelişim kitabı ya da sadece bir roman olarak ele alındığında belki vasat olarak kabul edilebilir ama ikisi birleştiğinde insanı heyecanlandıran, kendi hayatı ve hayalleri hakkında düşünmeye yönelten hoş bir kitap çıkmış ortaya. Bu sıcaklarda zevkle okunabilecek, insanı fazla yormayan bir dili var. Güzel bir kitap arayışında olan herkese tavsiye edebilirim.

25 yorum:

  1. Ne kadar çok kitap okumuşsun Alanay'cığım, ne güzel, ilk kitabı 22 Britanya Yolu'nu çok merak ettim, 2. Dünya Savaşı ile ilgili film, kitaplara ve belgesel kitapları çok severim, Limon Yaprakları'nda da Nazi ler varmış o da ilgimi çekti. Sevdiği adamın nasıl bir sırrı var meraklandım...yetmez ama evetçi ve çözüm süreci destekçisi olduğundan Can Dündar dünyanın en güzel romanını da yazsa almam böyle de keçi inadım var:)))(e oğlak burcuyum zaten):))) tanıtıma rağmen Zalim Cazibe ilgimi çekmedi eski beyaz diziler gibi geldi:))) çok teşekkürler canım
    sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ilk kitabı cidden oku sevgili müjde.bende çok severim tarihle örtülü romanları.o zaman sana özellikle kristen hannah'ı tavsiye ederim.kış bahçesini.limon yapraklarını önce okudum sonra filmini seyrettim.güzeldi.keçi inadını severim bende orhan pamuk almıyorum artık:))
      sevgiler benden...

      Sil
  2. Ooo vallahi imrendim şimdi. Ne kadar güzel kitaplar okumuşsunuz. Öncelikle Limon yapraklarının kokusu kitabını çok çok merak ettim. Ayrıca Akıl labirenti ve profesör adlı kitaplar da çok ilgimi çekti. Hemen defterime not ediyorum almak ve okumak için..:))
    Çok çok teşekkürler ve çok çok sevgilerle..:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aslında bir sır vereyim mi daha fazla okudum ama kitabı fotoğrfalamdığım için hep unutuyorum hangi kitaplardı:)not aldığın üç kitapta güzeldi özellikle limon ağacının yaprakları ve profesör..keyifli okumalar canım sevgiler.

      Sil
  3. canım maşallah sana ne kadar çok kitap okumuşsun öyle :) o kitapların hiçbirini okumadım ama bir kaç kitap aklıma girdi bulursam onlarda alıp okumak isterim...
    sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)tamam canım.şimdiden keyifli okumalar ve sevgiler..

      Sil
  4. Tenekelerinin çoook sevdim, heveslendim şimdi bodrumda beyaza boyanmış bekleyen tenekelerime el atmaya :)
    Ve kitaplar.... Okunacak kitaplar beklerken sırada, gene hevesle eklerdim bazılarını alınacaklar listeme :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sen heveslenince ne oluyor ben biliyorum.çok güzel oluyor güzel!:)

      Sil
  5. Hepsi güzel ama ben 2 resimdeki kitap kılıfını yakından görmek isterim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)ilk ördüğüm kılıflardan biriydi gülaycığım.3 yıldır kullanıyorum çok pratik ve rahat kullanmı.tavsiye ederim.

      Sil
  6. Paylaşım için teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben teşekkür ederim dileğim güzel ziyaretin için.sevgiler.

      Sil
  7. İçlerinden okumak istediklerim vardı Alanay.Gerçekten bu kadar çok okuman ne güzel.Şu çerezlik dediklerin var ya benim içinde geçerli.Bir kısmını listeme aldım..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)çerezlikle özellikle can sıkıntısına yada beynin çok dolu olduğu anlara iyi geliyor sevgili nazan.teşekkür ederim.sevgiler..

      Sil
  8. limon yapraklarını yakınlarda okuyup çok sevip yazmıştım blogumda.
    hasan ali toptaş severim.
    diğerlerini okumadım.
    zalim güzellik ve sevilmeyen kadın'ı not aldım.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. özellikle sevilmeyen kadının kurgusu ilginç.tavsiye ederim.ve evet limon yapraklarının kokusu yorumunu sonradan gidip okudum:)
      sevgiler.

      Sil
  9. tanrı daimayı da çok sevmiştim.
    ordaki yöntemleri uyguluyom hayatımda, çekingenlikten kurtulmak için.
    :)
    ikinci kitabı da iyi.
    mutlu olmak isteyen adam.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bazen bende çok etkileniğimde denerim hayatımda kullanmayı ama istikrarlı değilim ben!:)ikinci kitabı okumadım.ama not aldım.

      Sil
  10. hepsini bitiremedim baka baka ama arada gelip gelip bakacağım fikir almak için canım.kadınlar dile gelince ilk merak ettiğim oldu bu arada,sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. eğer sıkılmazsan ben çok beğendim.özellikle jane eyre hayranı olduğum için bol bol karakter yaklaşım vs çözümlenmesi yapılmış kitapta.teşekkür ederim.sevgiler.

      Sil
  11. Ne güzel, kitap okumaya zaman ayırabiliyorsun, ne kadar da çok kitap okumuşsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kitapsız bir hayatı düşünemiyorum.yolda yatarken lavaboda:) ve çok sıkı bir kitapsa her şeyi boşverip:) mutlaka okuyorum:)

      Sil
  12. Alanayım kitap okumak hayatın yüklerinden kurtulmak gibi, bütün ağırlıkları bir süreliğine atmak.
    Onlarsız olmuyor dimi? okuduğun kitaplar harika özellikle Britanya Yolu'nu not aldım, alıcam o kitabı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. haklısın aslıcım.evet o kitabı al sevecğinden eminim.sevgiler canım..

      Sil
  13. I am regular reader, how are you everybody?
    This article posted at this webbsite is truly pleasant.


    Here is my blog post; divorce online california review blog

    YanıtlaSil

yorum yazan parmaklar incinmesin:)